fotografinin yozlaşma süreci…
Elinizde bir fotoğraf makinesi var diyelim. Fotoğrafın ilk çağını atlatmış yeni nesil bir dijital kamera. Onunla ne yapacaksınız? Neden aldınız? Eğer cevaplarınız arasında “ben fotoğrafçı olacağım veya fotoğraf sanatçısı olacağım” varsa, “kamera obskura” nedir, bunu araştırıp öğrenmiş olmalısınız. Ne de olsa elinizdeki yeni nesil dijital kameranızın dedesi odur. Fotografinin hayatımıza girme hikayesini araştırmalısınız ve fotoğrafın sizce ne demek olduğunu saptamalısınız.[1]
Gelişen teknoloji hemen hemen her alanda olduğu gibi fotoğraf alanında da kendisini göstermiştir. Yakın sayılabilecek bir geçmişte sanata farklı bir malzeme olarak giren fotografi, kendini sürekli geliştiren teknolojik bir malzemedir ve teknolojik gelişimle doğrudan bağlantılıdır. Fotografiye anı veya belge fotoğrafçılığı olarak değil de, daha sanatsal bir gözle bakarsak fotografik ürünlerin gelişimini ve üretimini yalnızca teknolojiye bağlamak yanlış olur. Belki sanattan da öncelikli olarak, fotografinin özünde “fotoğraf çekmek” yatar. Gözünüz vizördeyken gördüğünüz görüntünün sanat ürünü olup olmayacağı kaygısını yüreğinizde hissedip, “deklanşöre basmak”la “fotoğraf çekmek” arasındaki farkı yaşıyor olmanız, o karenin sanat eseri olması için önemli bir etken olabilir. “Fotoğraf çekmek” ile “deklanşöre basmak” aynı şey değildir.. [2]
Dijital fotografi, fotografinin zaten muallak olan sanat dünyasındaki yerini daha da zor bir duruma sokmuştur. “Deklanşöre basmak” fotografiden veya sanattan anlayan anlamayan herkesin yapabileceği bir eylem olmakla birlikte, dijital kameralar hayatımıza girmeden önce fotografiden veya sanattan anlamayanlar bile deklanşöre basmadan önce iki kere düşünmek zorundaydılar. Çünkü dijitale oranla filme çekim yapmak çok daha masraflıydı. İki kere düşünmek insanları en azından bir arayış içerisine sokuyor, doğru ve güzel kareyi yakalamak için düşünmeye zorluyordu. Fotografinin dijital ortama geçmesiyle birlikte milyonlarca insan düşünmeksizin deklanşörlere basarak fotoğraf çektiklerini sanmaya başladılar. İşte bu noktada, fotografinin yozlaşma süreci başladı.
Yüksek teknoloji ürünleri arasında yer alan cep telefonları, her geçen gün gelişmekte ve yeni özellikler kazanmakta. Hatta o kadar sıklıkla yenilenmişlerdir ki, bu bir moda şeklini almıştır. Bugün son model bir cep telefonuyla müzik dinleyebiliyor, oyun oynayabiliyor, mesajlaşabiliyor, internete bağlanabiliyor, ses kaydı yapabiliyor, televizyon izleyebiliyor, resim ve video çekebiliyorsunuz ve tabi isterseniz konuşmak içinde kullanabilirsiniz.. . Elbette bütün bu özellikler insanları cezp ediyor, fakat cep telefonlarında kamera özelliğinin bulunması bir avantaj gibi gözükse de aslında dijital görüntü kirliliği yaratmaktadır. Düşük görüntü kalitesi ve bilinçli bilinçsiz herkesin her şeyi çekmesi imaj kirliliği yaratan etkenlerdir. Yanında her zaman fotoğraf makinesi taşıyan insan sayısı, yanında her zaman cep telefonu taşıyan insan sayısına oranla çok düşüktür. Fotoğraf makinesi taşıyan insanlar öyle yada böyle fotoğrafla ilgilidirler, sanatsal kaygılar taşımasalar bile yürekleri yansır çektikleri karelere.
Şunu belirtmekte yarar var: burada bahsettiğimiz dijital fotografinin getirmiş olduğu olumsuz yönler; geleneksel fotografiye saplanmış kalmış, teknolojiyi hiçe sayan, değişime ve yeniliklere açık olmayan bazı üst kuşak fotoğrafçıların dijital fotografiye bakış açılarından çok daha farklıdır.
Günümüzde dijital kameraları reklam çekimlerinde, sanatsal katalog çekimlerinde ve çeşitli alanlarda kullanan bir çok fotoğrafçı var. Hepsi de dijital teknolojinin nimetlerinden ve kolaylıklarından en iyi şekilde yararlanarak iyi işler ortaya koyuyorlar. Dijital ortam o kadar korkulası ve uzak durulası bir şey değil aslında. Aksine, doğru anlaşıldığında ve kullanıldığında insanın ufkunu genişleten bir yapısı var. Sadece, bütün bu olumsuzlukları önleyebilmek için doğru amaçla kullanılması şart.
[1] Cüneyt, Süer. “Fotoğrafın Felsefesi”. Photo Digital, Say: 34, Eylül-Ekim, 2004. sayfa: 42.
[2] Reha Bilir. “Fotoğraf mı Sanat. Fotoğrafçı mı Sanatçı?”. Photo Digital, Sayı: 35, Eylül- Ekim, 2004. sayfa:48.
January 17, 2006 at 8:37 am
Ozellikle Turkiye’de sinemacılık uzun yıllar birkac kisinin elindeydi. Bu birkac kisi fildisi kulede oturduklarından olsa gerek, genc ve yetenekli sinemacılar bir turlu film uretebilecek konuma gelemediler ve getirilmediler. Genc sinemacıların hayallerini gerceklestirememeleri uzun donemde sadece bu sinemacılara degil genelde sinema uretimine de cok buyuk zarar verdi.
Fotografa gelirsek; uretim ortamı farklı olsa da, sinemadaki genc kanların yerini bazen son derece siradan diyebilecegimiz tuketici almis olsa bile, unutmamali ki bu siradan digital tutkunlari arasinda da eskinin hirsli ve yetenekli sinemacilari gibi digital ama bir o kadar yaratici insanlar olacaktir. Fotograftaki yozlasma ne yazikki gunluk hayatımızın her parcasına fazlasiyla girmis durumda. Fotografta veya diger sanatlarda yozlasmanin tonlarini gormek olasi. Ya eskinin sinema tekelcileri gibi bilgiyi seckin bir gruba saklayip siradan digital fotografcilari kendi hallerine birakacagiz ki onlar bos durmayip hepimizin icinde bulundugu sistemi sarsacaklar ya da yaratici fotografcilar yetistirebilecek bir ortam olusturabilmek icin yozlasmis dedigimiz sistemin bir sekilde uretebilmesi icin destek olacagiz. Uretmeden uzerinde dusunup elestirebilecegimiz fotograf olmayacaktir. Fotografta demokrasi gibi; birakin herkes ozgurce istedigini soylesin. Iyi fikirler her zaman su ustunde kalacaktir.
January 22, 2006 at 4:06 am
[...] buradan buyrunuz.. [...]